Ayna

•July 24, 2011 • Leave a Comment

Haddinden fazla bakakalırsan

Görmeyi unutturan

             bir gözbebeği mıknatısı;

             elleri serin bir sihirbaz.

 

Aksini seyrettikçe

Aksine inandırır sıfatının.

 

Çünkü “aynı” değil; “neredeyse aynı” bizim için yeterli. Zaten Ayna, kendisine bakanın aynısını gösterseydi “aynı”ya bir harf uzakta olmazdı.   

 

Madem öyle, kendime not: gardını almadan aynana yaklaşma.

“3 Kısım”dan İkincisi Üzerine

•April 21, 2011 • Leave a Comment

Geri plandaki mütemadi “χάος”tan beslenip doğan; onun hem antitezi, hem sentezi olan; tiz derinlik, anlam ve ahengin muhteşem tınısı…

Kendi kanat çırpışlarının anaforuyla vücut bulmuş rüzgarı hissettikçe, birbiri ardına atmasına izin verdiği parmak ucundaki estetik adımların, emprövize dans gibi görünen ancak sadece dansçının kendisi tarafından bilinen acemiliğiyle, ruhun dibine oturmuş bunca yıllık tortunun nihayet azat edilmesi…

Philip Glass’ın” Keman Konçertosu 2. Kısım”ının bendeki etkisini böyle tanımlayabilim.

Sonsuz Zaman Döngüleri

•December 12, 2010 • Leave a Comment

“Ya onlara benzersem?”
“Farklılık lütuf değil, sınanma!”
Takdir: “Bu başkalık hayat pahasına korunmalı!”

Yerden metrelerce yükseğe gerilmiş ipte yürümeye çabalarken aşağıdaki seyircilerden biri olmayı dilemek insancıllığa meyletmekten ötesi değil aslında. “Tek tarafa haddinden fazla yalpalarsam kendimi yerde bulacağım!” Oysa onların gördüğü tek şey birbiri ardına atılmış estetik adımlar.

İşte bu yüzden tebessümle kucaklayabiliyorum bu ikiliği..

*

Geri plan bilgisi: Panjurlar açık, kar yağıyor. Gökyüzü “Crimsonblack”e olabildiğine yakın bir renkte boyanmış. Bunu dinliyorum. Loop’ta. Önümde okunması gereken, sayfalarca dikkat gerektiren sorumluluk var. Sıkıldım, erteliyorum. Aklıma bir iki kelime düşüyor, cümlelere dönüşüyor, yazmak istiyorum.

-yazı bitti-

“Şarkının sözlerine bir bakayım.”

“But what I have
What I have is
On an ordinary day
The extraordinary way”

Sırasıyla:

Şaşırıyorum, çünkü anlatmaya çalıştığım şey tam da bu.

Şaşırmama bir anlam veremiyorum çünkü evrenin işleyişini biraz olsun anladığımı sanıyordum.

Fark ediyorum ki, algıda seçicilikle koca şarkının bana uyduğunu düşündüğüm kısmını kırpmışım. Evet, şaşırmama gerek yokmuş. Ama sebebi farklıymış. (“Belki de aynıdır?”)

En sonunda şu düşüncede karar kılıyorum: “Belki sözleri yazan, benim kırptığım kısımdan yazmaya başlayıp sonra tüm yazıya yedirmiştir bu alıntıyı. Olamaz mı? Olabilir bence.

Gittiğin’le Kalmak

•September 19, 2010 • Leave a Comment

Bazen kendini kendine yabancılaştırır,

kendi kulağına yalanları fısıldayıverir insan;

bunca yıllık dürüstlüğünün içine eder.

~

-Yalanların içinde en kötüsü kendine yalan söylemesidir insanın, çünkü ister istemez aynı bedende iki insancık yaratırsın yalan söyleyince; biri yalan söyleyen, diğeri de yalan söylediğinin farkında olup, farkında değilmiş taklidi yapmaya çabalayan.-

~

En sonunda çekip gider

ama vurduğu kapı

mutlaka bir Duvar’ın sıvalarını döker

ve titiz birisi gelip

yerleri temizleyecektir.

Büyük ihtimalle sen de diyecek olursun ki:

“Ağız tadıyla defolup gidemedim.

İzin vermediniz ki

gittiğimin izini bırakayım

bu eski kokan odada.

Hem belki Çerçeveler düşerdi Duvar’dan da,

Camları kırılırdı.

Böylesi daha romanesk olmaz mıydı?”

~

Ama derler ya,

hayat devam ediyor işte.

Birileri sıvaları süpürecek,

bir diğeri Çerçeveleri tamire götürecek,

sen gittiğinle kalacaksın*…

———————————————————————————————————————————

* Yalan söyleyen sen, yalan söylediğinin farkında olup, farkında değilmiş taklidi yapmaya çabalayan sen ile başbaşa kalacak.

* Gitmiş olman bir şeye  yaramayacak.

Tuzak Soru

•September 12, 2010 • Leave a Comment

Gerçek’in bir kesiti Gerçek’in kendisi değildir; olsa olsa yalancı ikizi, aynadaki aksidir.”

Bir doğrunun en uzak uçları esasında
–döngüsellikte-
yanyana iki nokta değil midir?

Çizgi denen şey
dairenin hammaddesi değil de nedir?

Bir büküm uzaklıkta,
sadece bir büküm..

Ve belki
Orijini arayan sonsuz tane doğruyuzdur
sadece..

Belki de
aynalaşıp aksimize bakmak yerine,
dairedeki tek bir noktayı
bir başka dairedeki tek bir noktaya isabet ettirip
Sonsuz olmaya çalışıyoruzdur..

Olabilir miyiz?

Şimdilik Bu Kadar

•July 29, 2010 • Leave a Comment

Her şeyi anlamaya muktedir sanıp kendini,
Aldatıyorsun algını.
-Aliterasyon sevsem bile benimseyemedim bunu-
Tuzaktan kumandalı düşüncelerin var senin.

Ve yine yanıldın.
Ve yeniden yenildin.

Gizli -ve bir o kadar da haksız- hakaretler içermiyor bu söylediklerim. Sadece gerçekçi oldukları kadar vurucular. Biliyorum kabul etmeyeceksin ama benim dünyamda kocaman bir gerçek bu.

Kendi korkularını
Akıtıp* içine
Sonra orada boğmuşsun ruhunu.
Olan bu.

Gidebilirsin artık
Böyle kalacaksan eğer.

* “on dördüncü yüzyıl bilim adamları, çeşitli duyguların özellikle de korku duygusunun kalbin içindeki sıvı dolu bir boşlukta oluştuğuna ve kanın buradan vücuda dağıldığına inanırlardı.”

P.S.: Özetleyecek olursak eğer,

“I sentenced all your sentences to death.”

Ornithoptera Priamus

•July 3, 2010 • Leave a Comment

Salt

midende uçuşacak kelebekleri

öldürmek için

gözlerini yumup bir solukta

zehirleyebilirsin bile kendini,

biliyorum.

*

Tahmin ediyorum aslında

ama

bilir gibiyim de.

*

Yapma.

I think..

•April 13, 2010 • Leave a Comment

I think: the reason why we close our eyes when experiencing anguish is because we want to mask the pain inside from others seeing it.

Bence

•April 13, 2010 • Leave a Comment

Bence: birine gizlice yaklaşıp gözlerini kapatarak “ben kimim?” yapmak, aslında o kişinin görmeyi beklediği, yahut gönlünde beklettiği ismi dudak çizgisinden aşırıvermektir.

hatta bu bağlamda belki kişilik haklarına dahi aykırı olabilir : )

ben “olsam” 0 olurdum.

•March 24, 2010 • Leave a Comment

“tamamlanma”ya yönelik bekleyiş, insanı eksilttikçe eksiltiyor.

ama eksiklik 0′dan farklı bir şey. “loneliness” ve “solitude” arasındaki fark gibi. “nüans” farkı. oysa “it looms.” yavru fil ve yavru insan. ikisi de yavru. e koy bakalım fil yavrusunu bebeğin üzerine? o biçim bir “nüans” farkı. neyse..

var “olmuş olmak” durumuna 1, ve yok “olmuş olmak” durumuna 0 demiş olayım daha somutlaştırmak, biraz kişileştirme yapmak -ay pardon, 0 ve 1 benim dünyamda belli kişiliklere tekabül ediyordu, affedin- için.

“olmuş olmak” zordur. “olmuş olan” belki farkına bile varmaz. neden? “tamamlanma”ya yönelik bekleyişi vardır diye. “olmuş olmak” zaten bozuk para attığınızda onun dik düşmesi ihtimaline benzetilebilse de aslında bunun gerçekleşmesi daha bile güçtür. ve bunu takdir etme “hakkı” sizden çok başkalarına verilmiştir.

0 “olmuş olmak” herkesin harcı değildir. yoğun, koyu (renk koyuluğu değil, “dense” manasında) bir yoklukta boğulmak işten bile değildir! insan ona “öğretilen”in etkisiyle, 0′a yaklaştığını hissettiği an daha da çabalar 1′e varmak için ve bunu o daimi “tamamlanma” isteği nedeniyle başaramaz/başarsa da kendini hala dipsiz kuyunun dibinde hisseder, asla başardığını fark edemez. ama tüm bunlar olup biterken de şu ihtimali göz önünde bulundur(a)maz: dipsiz kuyunun dibi gökyüzünün 7 kat üstü de olabilir ve gökyüzünün 7 kat üstündekiler de dipsiz kuyunun dibini gökyüzünün 7 kat üstü sanarak orayı hayaller belki. ve bu neden böyle olur? o daimi tamamlanmamışlık duygusu, o bitmek tükenmek bilmeyen “nerede benim diğer kanadım?” kompleksi. yani çoğu insan 0′ı lanetli bulur bu yönüyle. işte bu yüzden. 0 “olmuş olmak” zordur. 0 olmuş olan, harbiden “olmuş”tur artık.

1 için de aynı şeyler geçerli çünkü 0 ve 1 aynı tahterevallinin iki oturağı. aslını isterseniz ben o ortaki sıkıcı denge noktası -yani 0,5- olmak istemezdim. ben şimdilik ona fulcrum diyeceğim. iki eli çılgınca daireler çizen hangi insanın bedeni hareket etmek istemez? “0, sen 2 cm yukarıdasın, 1 hadi sıra sende.” fulcrum olmak şuna benzer bence, gofreti iki eşit parçaya bölmeye çalışırken mükemmel eşitliğe ulaşamadığını düşünüp tekrar tekrar eşitliğe ulaşmayı denerken gofreti unufak etmek.. yazık olur sonuçta. hem, belki de o parçalar eşitti!

1 ve 0 aslında eşit yani. ama olsun. benim kalbimde, benim dünyamda, benim algımda 0 daha üstün. niye mi? sayarken onu söylemezsin belki ama herkes 0′ın 1′den önce geldiğini bilir. içten içe. susar ama, söylemez. yani aslında 0, 1′i hazırlayan İLK basamaktır. bu özelliğine rağmen vakur kalmayı başarmıştır. 1′e biçilen, içinin kof olduğunu derinden derine bildiği halde pasif-agresif ve sessiz serzenişleri eşliğinde izlediği, o “değer”e rağmen susar, dilinin ucuna gelenleri yutar, yoluna devam eder. işte bu yüzden 0 benim gönlümde, benim dünyamda daha değerli. 0′lık banknotlar yapardım elimde olsa. 0 hediye ederdim sevdiğim insanlara. ayın 0. gününü kutlardım ama işte vakur olduğu kadar da kendi halinde, saklamış kendini.

deli diyebilirsiniz ama, ben “olsam” 0 olurdum.

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.